Gökçe Akustik

Medya Times

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Kategori : GÜNDEM
Haberin Tarihi :   11 Ocak 2017 - 20:11

Kurtuluş ancak Kur’an ve Hadisle olur

Büyüt
Küçült
Kurtuluş ancak Kur’an ve Hadisle
Kurtuluş ancak Kur’an ve Hadisle olur

Kamuoyuna zarurî bir açıklama

9 Ocak 2017 tarihinde medyada yer alan haberlere göre, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bu ayın sonunda cemaatler ve tarikatlarla “cemaatler buluşması” adı altında bir toplantı düzenleneceği öğrenilmiştir.

Biz üç Kur’ân şâkirdi olarak, bu teşebbüse dair aşağıdaki açıklamayı yapma gereği duyuyoruz:

İslâm dîninin mukaddes kitâbı Kur’ân-ı Kerîm, insanları Kur’ân ve Şeytan hizibleri adıyla iki kısımda mütalaa eder. Ellah ve Resûlünün ferdî ve sosyal hayâta dâir koyduğu kanunları tereddüdsüz kabul edenler, Kur’ân’da “Hizbullah” (Mücâdele, 58:22) ismiyle zikredilmiş; Allahu Teala o insanları Kendisine nisbet etmiştir.

Beşerî düşünceleri esâs alarak Ellah ve Resulünün getirdiği kanunları kabul etmeyenlerin cümlesi ise, yine Kur’ân’da “Hizbüşşeytan” (Mücâdele, 58:19) ismiyle anılmıştır. Kur’ân hizbi dışındaki bütün hizibler -adı ne olursa olsun- Şeytan hizbi kabul edilmiştir. İslâm dîni dâimâ birliği emreder, bölücülüğü şiddetle reddeder.

“Hizbullah” olanların birleştikleri ana noktayı “İnneme’l-mü’minûne ıhvetün” (Hucurât, 49:10) âyet-i kerimesiyle tesbît eden Kur’ân, bütün ümmeti tek potada toplar; bu birliğe zarar verici bütün unsurları yasaklar. İslâmda her türlü 'izm', her türlü 'şuculuk buculuk' tefrika sayılır; dolayısıyla bâtıldır. Bâtılı meşrulaştırmak da bâtıl bir iştir. “Va’tesımû bi-hablillâhi cemîa” (Âl-i Imrân, 3:103) âyet-i kerimesiyle Kur’ân, bütün Müslümanları, Kur’ân ve Hadîsin etrâfında toplanmaya çağırmaktadır.

Dolayısıyla, ümmetin bu bütünlüğünü bozma ma’nâsı taşıyan hiçbir hareketi meşru görmez. Bu birliğin dışında kalmayı çağrıştıran Sünnîcilik, Şîicilik, Hanefîcilik, Şafiîcilik, Kadirîcilik, Nakşîcilik, Süleymancılık, Nurculuk vb hiçbir oluşum meşru kabul edilmez. “Küllü hizbin bimâ ledeyhim ferihûn” (Mü’minûn, 23:53) âyeti ile, ümmetin birlik potasından çıkan bütün hizibler kınanmaktadır. İslâm kardeşliğinin dışında kalan cemaatçilik, tarikatçılık haramdır.

Hepimizin tek ittifak noktamız Kur’ân ve hadîstir.

Dînimizde bugünkü ma’nâda bir cemaat yapılanması yoktur. Müslümanların cemaati camidir. Yılda bir defa Arafat’ta, yılda iki defa bayram namazlarında, haftada bir defa Cum’a günü ve günde 5 defa camide toplanan bir cemaati vardır. Bunun haricinde Müslümanın bir cemaati yoktur. Bu birliğin dışında cemaat adı altında ayrı yapılar meydana getirmek yanlış olduğu gibi, bu tür hizibleşmeleri meşru kabul etmek de yanlıştır. Ayrı ayrı isimdeki grup ve grupçukları “dînî cemaat” adıyla ve dîn adına bir araya getirmek demek, Kur’ân’ın hoş görmediği cemaatçiliği meşrulaştırmaktır. Halbuki bu tür bir cemaatçilik haramken, helâliyyetini kabul ettirmek demektir. Bu ise gayri meşrûdur.

Dînde bu ma’nâda cemaatçilik yoktur ki, böyle bir toplantı yapılsın.

Cemaatleri toplayıp bir şekle, bir hâle getirmek, bu ülke içinden gelen bir emir, bir iş değildir. Dışardan gelen “ecnebî gizli bir örgüt”ün planıdır.

Bir Müslüman, ümmetin bütünlüğünü bozan, hizibleşmeyi meşrulaştıran bir iş yapamaz. Müslüman bu ma’nâda cemaatçilik yapamaz. Dıştan gelen, hariçten gelen bir hareketle karşı karşıyayız.

Diyanet, herhangi bir gerekçe ile bu yanlışı meşrulaştıramaz. Eğer dense ki: “Biz kuracağımız bu Meclis-i Meşayih vasıtasıyla bu cemaatları kontrol altında tutmak istiyoruz!” 

Biz de deriz ki: Evvelâ şunu ifâde edelim ki, biz sofizm hareketinin muarızı değiliz. Kurulduğu devirlerde tarikatlar İslamın müdâfaasını kahramanca yapmışlardır. Ama, Alem-i İslâmdaki bugünkü sofizm hareketleri Amerika’daki bir merkezden idare edilmektedir. Başına getirilen bir şeyh vasıtasıyla bütün sofizm grupları kontrol edilmekte ve o merkezin emrine göre hareket etmektedirler. Onların eliyle de muharref bir İslamiyet yerleştirilmek istenmektedir.

Fetullah Gülen cemaati bu hareketin sâdece mühim bir parçasıdır.

İslâm ülkelerinin hemen her yerinde, Afganistan’da, Pakistan’da, Somali’de, Nijerya’da, Yemen’de, Irak’ta, Suriye’de sofizm hareketi mensubları Amerika’yı desteklemektedir.         

I5 Temmuz’da ülke olarak yaşayarak gördük ki, bir cemaat devleti ele geçirecek güce erişmiş! Devletin kılcal damarlarına sızan cemaatler, hiç Diyanetin kontrolüne girer mi? Bilakis onlar Diyaneti kontrol altına alacaklardır. Diyanet müfettişlerinin bu tür yapıları kontrol edemeyeceği geçmiş tecrübelerle bilinmektedir.

Şu an meşrûiyyeti yokken devlete kafa tutabilen yapılar meydanda iken, Diyanet bu cemaatleri meşrulaştırırsa, devlet yeni 15 Temmuz’lardan kurtulabilir mi? Sofizm hareketinin bir parçası olan FETÖ ile mücadelede zorlanan devletimiz, hareketin bilinmeyen unsurlarının birleşmesi hâlinde ne yapabilir?

Ayrıca unutulmamalı ki, sofizm hareketinin başında bulunan hiçbir şeyh Diyanetin toplantısına bizzat gelmez, kendi yerine bir vekili gönderir. Diyanet çocuklarla muhatab olur. İhtiyac olduğu zaman kendileri Diyaneti çağırıp ayaklarına getirirler. Bu ise izzet-i İslâmiyyeyi kırmaktır. Diyanet İşleri Başkanı şahsı namına, kendi adına o tür ziyaretleri yapabilir, ama Diyanet Kurumunu ve Müslümanları temsilen yapamaz.

Diyanet bu hatâsından vaz geçmeli, Müslümanlara bu hakareti yapmamalıdır. Böyle bir hareket, Kur’ân’a hakarettir, Hadîse hakarettir, Dîne de hakarettir, Memlekete de hakarettir… Her Müslüman, hak olmak şartıyla bir fikri kabul edebilir. Fakat, bu fikrin bir mensûbiyyeti ifade etmesi, “ca’cısı” “cu’cusu” olamaz.

Yani, kimseye karışmadan herkes kendisi ferd olarak bunu takip edebilir, cemaatçi olamaz. “Şafiîler böyle gelsinler, Hanefileri böyle ayrı toplayalım” gibi şeyler olamaz. Bu, dînde tefrikadır. Tefrika kabul edilemez. Herkes ferdî olarak bir meşrebi, bir mezhebi taklit ve takdir edebilir; ona mahsustur.

Bunu cemaatleştirmek, örgütleştirmek suretiyle canlandırmak şer’an haramdır.     

Bu, ihtilafa sebeptir. Şahsın itibarıyla yapabilirsin; ama cemaat olarak, “Biz bucuyuz, biz Şafiiciyiz, biz Haneficiyiz, biz Kadiriciyiz, biz Nurcuyuz” tarzı bir şey olamaz.

Bediüzzaman da böyle bir şeyi kabul etmemiştir.

O, “Ben Kur’an şakirdiyim” diyordu, o kadar. Zaten “Nurculuk” ismi de haricen takılan bir addır.

Nurun Birinci Talebesi Hulusi Bey diyor ki: “1957 senesinin Kasım ayının sonunda Emirdağ’ında Üstad Hazretlerini son defa ziyaret etmiştim. Üstad Hazretleri ile bu son görüşmemizde, baş başa, Mektubat’taki, İkinci Mektub’da hediyenin kabul edilmemesine dair mektubu kendileri okurken Nurculuk tabiri geçince, orada durdular ve, ‘Şimdi bu tabir çok hoşuma gitmiyor. Çünkü, insafsız insanlar ondan başka ma’nâ çıkarıyorlar. En iyisi, Nurculuk yerine, nurların, Kur’ân’ın şâkirdleri, tilmizleri denilmeli’ buyurmuşlardı. Bu hatıranın hürmetine biz de ‘Nurculuk’ tabiri yerine ‘şâkird, tilmiz’ tabirini kullanıyoruz.” (Son Şahitler, c. 1, s. 354)

Yani, “ca’cıları” “cu’cuları” kabul etmek haramdır.

Evvela bütün cemaatlere sesleniyoruz, Diyanete de sesleniyoruz!

Şunu da hatırlatalım ki, muhatabımız Diyanet İşleri Başkanı değil, Diyanet İşleri Başkanlığı kurumudur.

Kur’ân’daki “Hizbullah” ma’nâsında öyle bir cemaat yoktur ki, siz cemaatleri, onların başlarını çağırıyorsunuz! Evvela temeli yok. Temeli olmayan bir şeye, hurafe bir şeye halkı nasıl davet edebilirsiniz? Bu, ihtilafa sebeptir. Ayrı ayrı isimlerle cemaat olarak meydana çıkmak, İslâmiyet içinde ihtilafa sebeptir, bu caiz değildir.

Bu yolla bu tür grupları birleştirmeniz de zâten mümkün değildir.

Toplantıya çağrılmayan gruplar ve muhalefet partileri mensubları sizi dîni istismar etmekle suçlayarak bambaşka bir ihtilâf kapısının açılmasına sebeb olacaksınız.

Bu toplantı, o tür cemiyetçiliği meşrûlaştırmaktır. Biz bu cemiyetçiliğe, cemaatçiliğe karşıyız. Biz bu çalışmayı tasvîb etmiyoruz ve kesinlikle girmiyoruz.

“Laikçilik, sosyalistçilik, şîicilik, sünnîcilik, Nakşîcilik, Malikîcilik, Hanefîcilik, Kadirîcilik, Süleymancılık, Nurculuk” gibi tabirlerin cümlesinin kaynağı ecnebîdedir.

Dış ülkelerden gelen bir plandır. Şu anda Diyanet kanalıyla bu iş meşrûlaştırılmak isteniyor. Bu dış ecnebî örgütün bütün planlarını reddedelim. Biz ancak Müslümanız. Kur'ân ve Hadîs dînimizdir. Ortak malımızdır. "Ci, cü"leri kaldırın.

Diyanet, cemaatleri toplamak yerine, cemiyetin bütün ünitelerine, sağ sol bütün siyâsî partilere, bütün devlet ricâline, bütün bakanlara, bütün genel müdürlere, bütün askerî erkâna şu teklifi götürmelidir: “Kur’ân ve Hadîs bizim dînimizdir. Şu dînimizi hem maarifte ve hem de hukukta yerleştirin!”

Cemaatleri toplamak ve onları bir araya getirmek demek, cemaatçiliği meşrulaştırmaktır. Halbuki cemaatçilik haramken, helaliyyetini kabul ettirmektir.

Bu ise gayri meşrûdur. Cemaatçilik yoktur ki, toplantısı yapılsın. Bu, fitneye sebeptir. Herkes kendi mezhebini, meşrebini ferdî olarak yaşayabilir. Cemaat olarak yapılmaya kalkılırsa, o cemiyetçiliğe girer, o haramdır. Bu toplantı o cemiyetçiliği meşrûlaştırmaktır. Biz bu cemiyetçiliğe, cemaatçiliğe karşıyız.

Osmanlının son zamanlarında bir Meclis-i Meşâyih kurulmuş, İslâmın özünden uzaklaşan sofizm kalıntısı hurâfeler, dış güçler tarafından “şeriat” adı altında meşrûlaştırılmıştı. Daha sonra da kendi meşrûlaştırdıkları hurâfeleri bahâne ettiler, silah zoruyla Sultan Abdülhamid’i tahttan indirerek koca imparatorluğu parçaladılar. Şimdi de aynı oyun sahnelenmek isteniyor. Şimdi de elimizde kalan son vatan toprağını mı parçalatmak istiyorsunuz?

Diyanete yakışan, Meclis-i Meşâyih gibi târihin acı bir tecrübesini bu millete tekrar yaşatmak değil, Kur’ân ve Hadîsin meclisini kurmaktır. Yoksa, ci cu’ları meşrûlaştırmak Diyanete yakışmaz.

Diyanet izzetini muhafaza etmelidir.

“Ve lâ teferraku” (Âl-i Imrân, 3:103) âyet-i kerîmesi bütün tefrikaları, bütün hizibciliği kökten reddediyor.

Dîn, Kur’ân’dır, Hadîstir, câmidir, cami cemaatidir, Cum’adır, bayramdır.

Câmiye farklı isimler altında farklı grup ve toplulukları sokmak, hizibciliği canlandıran ve meşrulaştıran toplantılar yapmak, Batı’nın bir oyunudur. Elbirliği ile bu oyunları bozmak, Osmanlının Meclis-i Meşâyih tecrübesini hatırlatan ve 15 Temmuz benzeri yeni bir kalkışmanın temeli yapılabilecek bölücü hareketlere meydan vermemek, hepimiz üzerine bir vecibedir. Diyanet, toplumda ayrışmayı kaşıyacak, 15 Temmuz ruhunu bozacak böyle bir yanlıştan vazgeçmeli; milletin birliğini te’mîn edici ve Kur’ân’daki “Hizbullah” ma’nâsını kuvvetlendirici icraatlara öncülük yapmalıdır. Kamuoyuna saygı ile arz ederiz.

İkaz:

Bütün dünya insanları şu an dört büyük esâret yaşamaktadır:

1. İngiliz dilinin esâreti.

2. Döviz esâreti.

3. İngiliz ve Fransız kanunlarının esâreti.

4. Irkçılık esâreti ki; Bunun neticesinde dünyâda terör belâsı doğdu.

Gizli bir ecnebi örgüt İngiliz milletiyle anlaşarak bütün dünyayı bu dört esârete mahkûm etmiştir.

Hatime: Bütün bu esâretlerden kurtulmanın yegâne çâresi ise, Kur’ân ve Hadîsi maarif ve hukuka hâkim kılmaktır.

Farz-ı muhal bu hâl tahakkuk etmezse, Kur’ân, bütün Alem-i İslâmiyyet ve insaniyyeti dehşetli tokatlarla paramparça edecektir.

Kaynak: ustakiloyunlari.com



Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
Etiketler :
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
DİĞER HABERLER
Cafe Masaları
Tuğla panel kare
Son Yorumlar
Cuma
Vallahi dogrudur. Muhaliflerle beraber olmasi lazim.
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Medya Times | http://www.medyatimes.com/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2016 - 2017